KİŞİSEL VERİLERİN VE ALGORİTMALARIN PİYASALARA GETİRDİĞİ YENİLİKLERİN REKABET HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ


                21. yüzyılda, dijitalleşmenin bir sonucu olarak bugün insanlar her gün veri üretmektedirler. Bireyler online platformlardan, internetten, akıllı telefonlardan, bilgisayarlardan yaptıkları her türlü işlemle kişisel verilerini bir şekilde paylaşmaktadırlar ve aslında her gün kitlesel olarak veri oluşturmaktadırlar. Bu veriler arama motorları, sosyal medya siteleri ve benzeri platformlar tarafından toplanmaktadır. İşte bu dijitalleşme, ticaret hayatında yeni bir perde açmış ve böylece bizleri fiyatların müşteri profiline göre kişiselleştirilmesi yönündeki çok boyutlu uygulamalar ile baş başa bırakmıştır. Dijital ortamlarda bireyler neredeyse her saniye veri üretmeye devam ederken, bu veriler büyük teşebbüsler tarafından sürekli olarak depolanmaktadır. Teşebbüsler topladıkları verileri kullanmak amacıyla algoritmalar geliştirmekte ve bu algoritmalar vasıtasıyla ürünlerin satış fiyatını belirlemektedir. Algoritmalar verilerden ortaya çıkan bulgu ve eğilimlerin yazlıma dönüştürülmesiyle oluşmaktadır. Veri üreten kişi veya grupların geçmiş davranış ve eğilimlerine bakarak geleceğe yönelik istek ve taleplerini tahmin eden algoritmalar oluşturulmaktadır. Bu algoritmalar, teşebbüslerin piyasada talebe cevap vermek için kullandıkları geleneksel yöntemlere göre çok daha hızlı, masrafsız ve özgün stratejiler belirlemelerini sağlamaktadır.

 

 

Yukarıdaki bilgiler ışığında kişisel verilerin ve algoritmaların piyasalara getirdiği yeniliklerin rekabet hukukundaki etkileri ve rekabet hukuku açısından değerlendirmesini yapacak olursak da şunları söyleyebiliriz diye düşünüyorum:

 

 

      Fiyat uyarlamalarının algoritma tabanlı programlar aracılığıyla etkin bir şekilde yapılabilmesi, algoritmik fiyatlama da denen bu yöntemin kullanımının yaygınlaşmasına sebep olmaktadır. Havayolları, otel, ulaşım, elektrik ve perakende gibi birçok sektörde algoritmik fiyatlama aracı kullanılmaktadır. Teşebbüsler, satış veya kâr gibi hedeflerine ulaşmak adına ihtiyaç duydukları fiyatı belirlemek için kullandıkları yazılımlar, aynı zamanda arz ve talep arasındaki bağlılığı da tahmin etmekte ve buna bağlı olarak en uygun fiyatı belirlemektedir. Bu durum ise, teşebbüslerin algoritmaları pazardaki rekabetçi yapıyı kendi lehlerine bozmak amacıyla kullanabileceği noktasında bir hassasiyet yaratmaktadır.

      Ayrıca günümüzde bu kadar fazla kişisel veriye sahip olabilen ve bunu algoritmik bir şekilde kullanabilen teşebbüsler az sayıdadır. Bu teşebbüsler çok düşük maliyetlerle, hızla ve çok çeşitli veri toplayabilmektedir. Veri toplayan platformların çok kullanıcısının olması bu platformları daha da cazip hale getirmekte ve yeni kullanıcı sayısının hızla artmasına yol açmaktadır. Piyasaya yeni giren teşebbüsler ise bu veriye erişemeyebilir ve özellikle küçük teşebbüsler olmaları halinde veriyi düşük maliyetle elde edemedikleri durumlarda ise başka bir teşebbüsten satın alma maliyetini karşılayamayabilirler. Bu durum piyasaya giriş engeli oluşturabilir ve piyasada tekelleşmeler meydana gelebilir.

 

      Verileri kullanmak amacıyla oluşturulmuş algoritmalar rekabet karşıtı bir anlaşmanın uygulanmasında araç olarak kullanılabileceği gibi, bir anlaşma olmaksızın salt pazarda yaygın kullanıma bağlı olarak fiyatı rekabetçi fiyatın üzerinde dengeleyen bir sonuç da doğurabilir. Hatta deneme yanılma yoluyla öğrenen algoritmalarda hiçbir insan iradesi bulunmasa dahi fiyatı, en uygun strateji olarak belirlemek suretiyle tüketici refahını azaltmaları mümkündür. Bu durumu bir örnekle daha açıklanabilir kılmadan önce rekabet karşıtı anlaşmaların ne demek olduğuna değinecek olursak da rekabet karşıtı anlaşmaların (anti-competitive agreements) teşebbüslerin aralarında yapacakları gizli veya açık anlaşmalarla rekabeti sınırlamalarını ifade ettiğini ve bu tür anlaşmaların yatay veya dikey nitelikte olabileceğini belirtmenin gerekli olduğunu düşünüyorum.

Yine rekabet hukukunda dikey ve yatay anlaşmaların ne anlam ifade ettiğini de şöyle açıklamanın faydalı olacaktır: Dikey anlaşmalar, üretim veya dağıtım zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren iki ya da daha fazla teşebbüs (örneğin üretici, toptancı, sağlayıcı, müşteri, lisans alan ve veren) arasında belirli mal veya hizmetlerin alımı, satımı veya yeniden satımı amacıyla yapılan anlaşmalardır. Yatay anlaşmalar ise, üretim ve dağıtım zincirinin aynı aşamasında faaliyet gösteren fiili veya potansiyel rakipler arasındaki anlaşma/sınırlamalardır.

Durumu daha anlaşılabilir kılmak adına örneğimize gelirsek ise ABD’de yukarıda açıklamış olduğumuz duruma ilişkin önemli bir dava görülmüştür. Davanın konusunu David Topkins tarafından yönetilen teşebbüsün kullandığı algoritma tabanlı bir bilgisayar programı oluşturmaktadır. Söz konusu program, rakip fiyatları toplamakta ve satıcı tarafından belirlenen kurallar çerçevesinde Amazon’da satılan posterlerin fiyatını belirlemektedir. David Topkins ve rakipleri, Amazon’da satılan bazı posterlerin fiyatını yükseltme konusunda anlaşmış ve rekabet karşıtı bu anlaşmayı uygulamak için, posterlerin fiyatındaki değişikliği koordine edebilen belirli bir fiyatlama algoritması kullanmıştır. Söz konusu algoritma, fiyat koordinasyonunu sağlamak için rakiplerin fiyat bilgilerini toplamakta ve fiyatı belirlemektedir. Bu sayede piyasadaki fiyat dengesi rekabetçi fiyatın üzerinde belirlenmiştir. Dava sonucunda, David Topkins suçlamayı kabul etmiş ve dosya kapanmıştır.

Algoritmaların rekabet hukukundaki etkileri açısından önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum.

      Talebe göre anlık olarak fiyat belirleyebilme yetisi ile birlikte bir müşterinin bir hizmet veya ürün için ne kadar ödemeye hazır olduğunu öngörebilmek de mümkün hale gelecektir. Her müşterinin ödemeye hazır olduğu fiyat farklı olacağına göre sonuçta piyasada neredeyse her müşteriye farklı bir fiyat uygulanabilecektir. Bu da müşterinin yeniden satıcı olması kaydıyla rekabet hukuku kapsamında fiyat ayrımcılığı olarak değerlendirilebilecektir.

 

 

      Yukarıdaki maddelerde genellikle kişisel verilerin ve algoritmaların getirdiği yeniliklerin rekabet hukuku nezdinde olumsuz sayılabilecek etkilerinden bahsettik fakat kişisel verilerin ve önyargısız veriler (Verilerden tesadüfen çıkan sonuçların bir tarafın diğer tarafa üstünlüğüne ya da eşitsizliğe neden olmaması için verilerin genel ahlaka ve eşitliğe uygun hale getirilmesi ya da verilerin kasıtlı olarak bir tarafın diğer tarafa üstünlük yaratacak şekilde oluşturulmamış olması.) ile oluşturulmuş şeffaf algoritmaların (Önyargısız veriler ile oluşturulduğu için tarafsız karar verebilen algoritma demektir.) yenilikçiliği ve dinamik verimliliği artırma potansiyeline sahip olduğunu da ifade etmek yararlı olacaktır. Hukuka uygun bir şekilde elde edilen kişisel veriler ve şeffaf algoritmalar sayesinde talebin unsurlarını daha iyi anlamak, ürün ve hizmet kalitesini iyileştirmek mümkündür. Zira bu şekilde bireylerin kişisel tercihleri konusunda bilgi sağlanmaktadır ve bu bilgiler özellikle bankacılık, sigortacılık gibi sektörlerde çok kıymetlidir. Bu sayede müşteri memnuniyetinin artması ve kalitenin yükselmesi gibi etkiler doğabilir.

 

 

Dünyadaki Farklı Otoritelerden Konuya İlişkin Açıklamalar ve Örnekler

 

 

28 Kasım 2018 tarihinde Rekabet ve Tüketici Politikaları Komiteleri arasında gerçekleştirilen dijital çağda kişiselleştirilmiş fiyatlandırma konusunu değerlendirmek için toplanan çalışma grubuna Business and Industry Advisory Committee (OECD’nin iş ve sanayi danışma komitesi “BIAC”) de iştirak etmiş ve konuya ilişkin BIAC görüşü kapsamında, müşteri verilerinin analitik incelemeleri sonucu fiyatlama algoritmaları oluşturulmasının, dijital dönüşümün bir sonucu olarak ticaret hayatının mutat (alışılmış) bir uygulaması haline geldiği tespit edilirken; kişiselleştirilmiş fiyatlandırmanın tahsis etkinliğini artıracağını ve ekonomik açıdan daha az güçlü olan müşterilerin -başka türlü alamayacakları ürünleri almalarına imkân tanıyabileceği değerlendirilmiş. Öte yandan, fiyatları kişiselleştirmek için kullanılan parametrelerin şeffaf olmamasının, dijital pazara duyulan güvenin sarsabileceği ve fiyat ayrımcılığına dönüşerek tüketici refahını düşürebileceği yönünde endişeler de dile getirilmiş. Rekabet politikaları ve tüketicinin korunması merceğinden bakıldığında ise BIAC, mevcut düzenlemelerin etkin olduklarını ve ilave bir şeffaflık getirilmesinin gerekli veya yararlı olmadığını değerlendiriyor diyebiliriz.

Aynı toplantıda özel sektör temsilcileri ise yeni pazarlara giriş imkanını, mal ve hizmetlerde artan çeşitliliği ve araştırma maliyetlerinin azalmasını dijital ekonomide inovasyonun gerçek faydalarını belirterek, bu alana müdahale etmek isteyen otoritelerin bu faydaları göz ardı etmemesi gerektiğini belirtmiş.

Öte yandan başka otoritelerde ise konuya ilişkin durumu şöyle izah edebiliriz: Bir süredir, başta Amazon olmak üzere çevrimiçi satış platformları Avrupa Komisyonu’nun gündemindeydi. Komisyon’un rekabetten sorumlu üyesi Margrethe Vestager yaptığı açıklamada, Amazon’un alıcılarla satıcıları buluşturduğu platform aracılığıyla topladığı verileri kendi ürünlerinin satışını arttırmak için kullanıp kullanmadığının incelemekte olduklarını söylüyordu. Benzer bir inceleme hali hazırda Avusturya Rekabet Otoritesi nezdinde de yürütülüyordu. Alman Rekabet Otoritesi Bundeskartellamt ise 2018 yılının Aralık ayında Amazon’un hakim durumunu kötüye kullanıp kullanmadığını belirlemek üzere soruşturma başlatmıştı.

Tüm Avrupa’da Amazon’un iş modeli bu şekilde yakından incelenirken Hindistan Ticaret Bakanlığı’nın öngördüğü doğrudan yabancı yatırım politikasındaki değişiklik, 2018 yılının sonunda yayımlandı ve Şubat ayında resmen yürürlüğe girdi. Bu yeni düzenlemeden en fazla etkilenenler tabi ki Amazon ve Hindistan’ın ikinci büyük çevrimiçi satış platformu Flipkart oldu. Yabancı sermayeli Amazon ve Flipkart, platformlarında (internet sitelerinde) hem üçüncü taraf satıcıların hem de kendi (Amazon, Flipkart markalı ürünlerin) ürünlerinin satışını gerçekleştiriyor. Son dönemlerde üçüncü taraf satıcıların en büyük şikayeti ise bu platformların kendi markalarını taşıyan ürünleri, ellerindeki müşteri verilerini kullanarak algoritmik fiyatlama politikalarıyla öne çıkardığı yönünde. Söz konusu değişikliğin geçtiğimiz Şubat ayında yürürlüğe girmesiyle artık Amazon veya Flipkart, Hindistan’daki internet sitelerinde kendi markalı ürünlerini satamayacak. Kişisel verilerin ve algoritmanın rekabet hukuku açısından görünümüne çok belirgin bir örnek olduğunu düşünüyorum.

Avrupa Komisyonu’nun konuyla ilgili görüşüne ve konuya nasıl baktığına değinecek olursak ise Avrupa’da geçtiğimiz yıllarda dijital platformlara ve büyük teknoloji şirketlerine yönelik incelemelerle ve bazıları sonucunda çıkan cezalarla birlikte rekabet hukuku çevrelerinde dijital platformlar için özel bir rekabet politikasına ihtiyaç olup olmadığı, hatta dijital ekonomiyi regüle etme gerekliliğinin bulunup bulunmadığı yönünde tartışmalar hızlanmıştı. Avrupa Komisyonu da geçtiğimiz günlerde tartışılan konuları bir araya toplayan ve bu konular hakkındaki genel görüşleri içeren “Dijital Çağ İçin Rekabet Politikası” (Competition Policy for the Digital Era) adlı raporunu yayınlayarak tartışmalara bir nevi yön vermiş oldu ve bu rapora göre Avrupa, büyük teknoloji şirketlerine karşı rekabet hukukunun bazı konularında daha sıkı bir yaklaşım benimseyecek gibi görünüyor.

Rapora göre:

 

Alışılmış piyasalarda tüketici/kullanıcı sayısının artmasıyla birlikte maliyetler de benzer ölçüde artarken dijital piyasalarda kullanıcı sayısındaki artışlar maliyetlere daha düşük oranda yansıyor. Bu durumun ise dijital piyasalardaki yerleşik oyuncular (piyasada hakim konumdakiler) bakımından ciddi bir rekabet avantajı yarattığı görüşü ifade ediliyor.

Raporda mevcut AB rekabet hukuku kurallarının (ABİHA – Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Anlaşma 101. ve 102. maddeler) rekabet sorunlarını çözebilecek kapsamda olduğu ve dijital piyasalara ayak uydurmak amacıyla bu kurallarda değişikliğe gidilmesinin gerekli olmadığı vurgulanıyor. Bununla birlikte AB rekabet hukuku kurallarının dijital piyasada faaliyet gösteren teşebbüslere uygulanması safhasında farklı yaklaşımlar gösterilebileceği kanaati geniş yer buluyor. Bu bakımdan tüketici refahı standardı, pazar tanımı, pazar gücü ve rekabet hukuku ile regülasyonun ilişkisi konuları ekseninde değerlendirmelere yer veriliyor. Rapordaki değerlendirmeler ve önerilenler ise şöyle:

      Pazar gücü noktasında; dijital piyasalara yönelik rekabet hukuku incelemelerinde davranışsal ekonomiye (Davranışal ekonomi, zihindeki ekonomik karar alma mekanizmalarının sosyal, zihni ve duygusal önyargılardan nasıl etkilendiği üzerine çalışır.) daha yoğun olarak eğilmek gerektiğine vurgu yapan rapor, yerleşik oyuncuların kendilerini rekabetten nasıl koruduklarına yönelik olarak incelemeler yapılması gerektiğini, pazara giriş yapacakların erişemedikleri veriyi elinde tutan teşebbüsün ciddi bir rekabetçi güç barındırdığını,

 

 

      Hâkim durumdaki platformların yatırımlarının karşılığını almak için sözleşmelerinde yer alacak MFN (Most Favored Nation yani en genel anlamıyla, sağlayacı tarafından başka alıcılara daha avantajlı şartlar, mal ve hizmetler sağlanması durumunda aynı avantajların lehine MFN tanınmış olan, kayrılan alıcıya da önerilmesidir.) gibi hükümlerin minimal düzeyde olması gerektiği çünkü sözleşmelerinde yer alacak bu hükümlerin rekabetçi yapıyı kısıtlayabilme ihtimali yarattığı,

 

 

      Raporda veri kullanımının ve verinin iktisadi boyutunun önemine dikkat çekilirken işlenen verinin niteliğinin de önemli bir parametre olduğu vurgulanıyor. Bu doğrultuda verinin ve rekabetin tesisi için veriye erişimin öneminin tespitinde ilgili piyasanın özelliklerinin, verinin niteliğinin ve ne şekilde kullanıldığının dikkate alınması gerektiği belirtiliyor.

 

      Öte yandan bu tür teşebbüslerin çok taraflı platform kullanması dolayısıyla (Çok taraflı platformlar, birden çok kullanıcı grubunun birbiri ile bağlantı kurabildiği ekonomik platformlardır. Örneğin Apple Store, Uber , Airbnb gibi) aynı anda birden çok platform kullanımını (multi-homing) ve platformlar arası geçişi kısıtlayıcı davranışlarda bulunmaktan kaçınması gerektiği ifade ediliyor. Özellikle kullanıcıların bir platformdaki verilerini başka bir platforma taşıyabilmesine (data portability) imkan tanınması, ayrıca bahse konu teşebbüs nezdindeki bu verilerin başka platformda da kullanılabilir vaziyette olması (data interoperability) gibi hususların önemine vurgu yapılıyor. Bu noktada kişisel verilerin korunmasına yönelik regülasyonların önemi ve bunlarca üstlenilecek rol, raporun veriye ilişkin bölümünde ayrıntılandırılmak üzere burada dile getiriliyor.

 

 

 

Son olarak Türkiye’nin konuya ilişkin nerede durduğuna da değinecek olduğumuzda ise her ne kadar literatürde ya da kamuya açık kaynaklarda ülkemiz rekabet hukukuna ilişkin benzer hassasiyetleri çok fazla işitmemiş olsak da 22 Aralık 2017 tarihinde gerçekleşen “Büyük Veri, Kişisel Verilerin Korunması ve Sigorta Sektöründe Veri Paylaşımının Regülasyon ve Rekabet Hukuku Açısından Değerlendirilmesi Paneli”nde Rekabet Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ömer Torlak’ın konuşmasından Türkiye’nin gelecek dönemlerde konuya yaklaşımının nasıl olacağı konusunda bir öngörümüz olabilir düşüncesindeyim.

 

 

Başkan Torlak’ın konuşmasının bir bölümü şöyle: “Rekabet Kurumu olarak bizler, bir yandan tüm sektörlerde olduğu gibi sigortacılık sektöründe de 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde etkin rekabetin tesisini gözetirken, bir yandan da sektörün yapısal meselelerine kamu ve özel sektör paydaşları ile birlikte çözüm aramayı önemli bir rekabet savunuculuğu fonksiyonu olarak görüyoruz. Bu bakımdan, ekonominin her alanında olduğu gibi sigortacılık sektöründe de ‘veri’ kavramının ekonomik faaliyetin neredeyse en önemli girdisi haline geldiği bir dönemde, bu kavramı tüm paydaşları ile birlikte ve tüm yönleriyle tartışmanın sektör bakımından oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Rekabet Kurumu olarak bizler bilginin modern ekonomik hayat için yadsınamaz bir önem taşıdığının bilincindeyiz. İlgili diğer düzenlemelere uygun olmak şartıyla kişisel ve toplulaştırılmış verinin (big data), tüketici refahını ve iktisadi etkinliği arttıracak biçimde kullanılabileceği argümanını da asla tamamen dışlamıyoruz. Ancak önemli bir güç sağlayan bilginin etkin rekabeti ve tüketici refahını tehdit eder bir silah haline getirilmemesi için de tarafımıza önemli roller düştüğünü gayet iyi biliyoruz. Bununla birlikte veri konusunun hem sigorta sektörü özelinde hem de genel olarak başka boyutları ile de tartışılması elzemdir. Bu nedenle bugünkü panelimiz önemli bir ihtiyaca cevap verecektir.” Bu konuşmadan Türkiye’nin gelecek dönemlerde böyle bir yeniliğe tamamen kapalı olmayacağını fakat rekabet karşıtı durumların söz konusu olması hali gözetilerek çeşitli regülasyonlara gidilebileceğini öngörebiliriz diye düşünüyorum.

 

Sonuç

 

 

Kişisel verilere ve algoritmalara dayalı piyasalarda alım satımın geleneksel unsurlarının çok köklü değişikliklere uğradığı görülmektedir. Bu koşullarda yani  teşebbüslerin müşterilerin/tüketicilerin davranışlarını, onların verilerine odaklanarak geliştirdikleri algoritmalar sayesinde çok daha iyi gözlemleyebildiği ve buna göre strateji planlarını gerçekleştirdikleri koşullarda, rekabet otoritelerinin de aynı şekilde müşteri/tüketici davranışına odaklı analizler ve politikalar geliştirmesi ve rekabet hukukunda fiyat odaklı nicel testlere değil, müşterinin/tüketicinin fiyat dışındaki etkenlere verdiği tepkilere dayanan nitel testlere ağırlık verilmesi gerektiği düşüncesindeyim.

 

 

Dolayısıyla Avrupa Birliği Komisyonu ne kadar AB rekabet hukuku kurallarının rekabet sorunlarını çözebilecek kapsamda olduğu ve dijital piyasalara ayak uydurmak amacıyla bu kurallarda değişikliğe gidilmesinin gerekli olmadığını vurgulamış olsa da müşterilerin/tüketicilerin verilerine odaklı bu algoritmalar, teşebbüslerin piyasada talebe cevap vermek için kullandıkları geleneksel yöntemlere göre çok daha hızlı, masrafsız ve özgün stratejiler belirlemelerini sağlayabilmesi dolayısıyla gelecek dönemde de kullanımının gittikçe artacağını ve yukarıda rekabet hukuku açısından bahsetmiş olduğumuz hassasiyetlerin çok daha radikal bir şekilde ortaya çıkabileceğini ve bu durumun tüketicinin refahının olumsuz yönde etkilenmesi gibi bir sonucun ortaya çıkması tehlikesini içinde barındırdığını göz ardı etmemeliyiz şeklinde bir düşünceye sahibim.

 

 

Diğer taraftan  ise teşebbüslerin yeni pazarlara giriş imkanını, tüketiciler açısından mal ve hizmetlerde artan çeşitliliği ve araştırma maliyetlerinin azalmasını ve hukuka uygun bir şekilde elde edilen kişisel veriler ve şeffaf algoritmalar sayesinde talebin unsurlarını daha iyi anlamak, ürün ve hizmet kalitesini iyileştirmenin mümkün hale gelmesi dolayısıyla ise fazla müdahaleci bir yaklaşımla bu yeniliğin sağladığı olumlu etkilerin yok edilmesi tehlikesi kapsamında haklı çekincelere ise katılmaktayım.

 

Toparlayacak olursak, hem Türkiye’de hem dünyada rekabet hukuku otoritelerinin böyle bir yeniliği henüz gözlemlemeden ve anlamaya çalışmadan çok fazla müdahaleci bir davranışla faydalarından yararlanabilmek yerine tamamen bu yeniliğe kapalı bir tutum içinde olmamaları gerektiğini ve fakat rekabet karşıtı durumların söz konusu olması hali gözetilerek çeşitli regülasyonlara gidilmesinin de yararlı olabileceği düşüncesindeyim.

 

Kaynakça

 

      Armanç Canbeyli, “Dert Sende, Derman Bende: Kişiselleştirilmiş Fiyatlandırma Üzerine BIAC-OECD Değerlendirmeleri”, http://www.rekabetregulasyon.com/dertsende-derman-bende-kisisellestirilmis-fiyatlandirma-uzerine-biac-oecddegerlendirmeleri/ (2 Ocak 2019)

 

      Cihan  Doğan,  “Algoritma  ve  Rekabet  Hukuku:  4.  Madde  İhlallerinin  Dijital  Gö rünümleri”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi - 2017/2

 

 

      Dirk Pohl, “Veri Taşınabilirliği – Genel Veri Koruma Tüzüğü’nün Getirdiği Birkaç

Esaslı Yenilikten Biri Mi?” , Avrupa ve Türk Hukukunda Kişisel Verilerin Korumasına İlişkin Güncel Sorunlar Uluslarası Sempozyum (8-9 ARALIK 2018)

 

      Dominik Braun, “Rekabet Hukuku ve Kişisel Verilerin Korunması” , Avrupa ve Türk Hukukunda Kişisel Verilerin Korumasına İlişkin Güncel Sorunlar Uluslarası Sempozyum (8-9 ARALIK 2018)

 

 

      Evren Sesli ve Ramiz Arslan, “Ayna ayna söyle bana, var mı rekabet politikası dijital piyasalara? : Artık var!” , http://www.rekabetregulasyon.com/ayna-ayna-soyle-bana- var-mi-rekabet-politikasi-dijital-piyasalara-artik-var/ (10 Nisan 2019)

 

      Gediz Çınar, “Hindistan’da doğrudan yabancı yatırımın kuralları değişiyor: Çevrimiçi platformların başı yine dertte!” , http://www.rekabetregulasyon.com/hindistanda- dogrudan-yabanci-yatirimin-kurallari-degisiyor-amazonun-basi-yine-dertte/ (4 Nisan 2019)

 

 

      Rekabet Terimleri Sözlüğü, https://www.rekabet.gov.tr/tr/Sayfa/Yayinlar/rekabet- terimleri-sozlugu/terimler-listesi?AspxAutoDetectCookieSupport=1

 

      Zeynep Ayata, “Büyük Yenilik Büyük Değişiklik Gerektirir Mi?: Avrupa Birliği Rekabet Hukukunun Büyük Veri ile İmtihanı” , Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi 2018, C. XXXIV . 4, s. 203-233

 

 

Ayşegül Güvenç

Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi